skip to main | skip to sidebar
güncel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
güncel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Küçük bir dişli parçası

Derim pul pul dökülmeye başladı bu sabah ki soğuk duştan sonra, geçte olsa 30 korumalı güneş kremimi kullanmaya başladım. O kremlerin kokusu bana inanılmaz bir biçimde yazı hatırlatıyor, gün içinde birden o koku geliyor kollarımdan ve sanki ayağımda botlar değil de parmak arası terlikler varmış gibi hissediyorum.

Bugün ilk defa askerlikten zevk aldım, neden bilmiyorum, belli bir sebebi yok ama çok yoğun bir çalışma vardı bugün ve çalışan bir şeyin parçası olmak güzel hissettirdi. Çok iyi bakımı yapılmış, yağlanmış bir makinada ki çok küçük bir dişli parçası gibi hissettim.

Birilerini, bişeyleri özlemek güzel bir his; uzaktan bakıyosun ve onların aslında hayatında ne kadar değerli olduğunu görüyosun. Döndüğümde özlem duyduğum şeylere hemen alışmaktan korkuyorum biraz, kavuşma hissinin upuzun sürmesini istiyorum sanırım. Neyse bunları düşünmek için hala erken ve 6 saat sonra kışlada olmam lazım, şimdi ne kadar uyuyabilsem kardır :)

İlkbahar gibi

Yeşili süsleyen sarı papatyalar üzerinde yürürken kirli ama asil yürüyüşlü bir çoban köpeği koyun sürüsünün önünde yaklaşıyor, arkasından gelen trakyalı çoban aleykum selam diyor;

-abe tatbikat mı var gene?

Koyunlardan bahsediyoruz bir süre, tombul kuyruklu olanlar Ankara koyunuymuş, şu ilerideki ağaçlar zararlıymış aslında koyunlar için ama kaymakamları sağolsun yasaklamış o ağaçları, kitaplar gibi ağaçlar da yasaklanabiliyormuş demek ki... İkisinin de özü aynı ne de olsa.

Bir süre manzarayı izliyorum, ne güzel tam ilkbahar günü diyorum yeşil vadinin üstünde bir yere yetişircesine koşturan şişko bulutları izlerken. Tam o sırada ayağımın dibinde çömelmiş hedef mesafe kartı hazırlayan Hacı Çavuş sesleniyor;

-Gomutanım bu sorumluluk sahaları çift çizgiyle mi yapıyoduk?

-Evet Hacı çift çizgi

Arkamızda 50 tonluk tankın homurtulu motor sesi geliyor.

-Hacı hedef mesafe kartları bitince takımı topla garajlara geri dönüyoruz

Tıpkı ilkbahar gibi, asker olmam dışında...

Sen Kayseri'li misin Mert UlaÅŸ?

Cuma günü yemin töreninden sonra yılbaşı ile birleştirdiler 3 günlük tatilimiz oldu, hazır internete girebilmişken ilk askerlik anımı da yazayım dedim...

Eğitim döneminde son günler, atış talimleri son hızla devam ediyor. G3, MP5 ve Colt tabanca'dan sonra MG-3 ile atış yapılacak o gün. Araziye çıkardılar bizi MAN otobüslerle atış alanına götürdüler. 5 tane silah var 120 kişi kuyrukta bekliyor, bekleyenler o sırada boş durmamak için ellerinde ki G3 tüfeklerini söküp takıyolar falan. Ben sabah kahvaltı da yapmamıştım, saat öğleden sonra 1 olmuş hala sıra bekliyorum, hava da buz gibi... Ankara soğuğu bir başka oluyormuş, kupkuru bir soğuk. Sıra da numara sırasına göre, benim numara da en sonlarda...

Sonra bir baktım bizim otobüsler gene geldi alana, ben hemen anladım durumu atışı yapmış olanları yemeğe gönderiyorlar. Ben de artık soğuk ve açlığa dayanamıyorum kendi kendime ya ben yemek yiyip dönene dek sıra anca bana gelir zaten dedim. Sessizce atışımı yapmış gibi bindim otobüse, yemeğimi yedim bizi tekrar atış alanına bırakıyor otobüsler. Sonra üstteğmen dedi ki hiç indirmeyin burada bunları direkt G3 200 metre atış alanına götürün dedi. Ben tam "oh bu atıştan yırttım galiba" derken birden otobüsü durdurdular, astteğmen kapıyı açtı;

-Mert Ulaş burada mı?
-Evet komutanım
-Oğlum sen atışını yapmamışın

Hemen indim otobüsten, ileri de atış alanının orada üstteğmen bağırıyor
-Mert Ulaş sen atışını yaptın mı?
-Hayır komutanım
-Eh aferin

Sırtımda G3 tüfeği ile atış alanına doğru heralde hayatımın en hızlı deparını attım. Atış alanından bu sefer yüzbaşı bağırıyor;

-Sen Kayseri'li misin Mert UlaÅŸ?
-Hayır komutanım Ordu'luyum
-Kayseri'ye de uzakmış ama gel bakalım sen şöyle 5 numaralı silaha önüme
-Emredersiniz komutanım

Hemen silahın başına yattım.

-Sen beni tanıyor musun Mert Ulaş
-Tüfek bombası eğitim alanında görmüştüm komutanım ama adınızı bilmiyorum komutanım
-İyi iyi Ankara'da kalırsan daha yakından tanışırız seninle (yüzünde hafif bir gülümseme ile) Hele sen bir vurama da hedefi o zaman görüşürüz.
(İç ses: sıçtık...)

Üstteğmen komutları veriyor o sırada, kurma kolunu çek vs. gibi, başımda ki yüzbaşı;

-Silahı yana yatır
Ben hafif yana doğru dönüyorum
-Sen dönme oğlum silahı yatır

Şimdi MG-3 hafif makineli tüfeğinde yere sabitlemek için 2 ayak bulunur, ben tüfeği yüzbaşının dediği gibi yatırınca ayaklardan biri havaya kalktı... İçimden "ya bunun 2 ayağını boşu boşuna yapmamışlar tek ayak havada nasıl destek alıcam ben 12 kiloluk silah kesin deli gibi de teper" diyorum. (sonradan öğrendim ki 5 numaralı silahın nişan ayarı bozukmuş o yüzden tek ayağını kaldırtmış yüzbaşı)

(Not: fotoğraf Vikipedi'den alınmıştır)

Normalde bu atış görevinde 5 kere tekli modunda atış yapıcaz ama vaktimiz az olduğu için üstteğmen seri modunda atış yaptırıyor, tetiğe yavaş yavaş basıp yarısında kesmemiz yani 5 mermiyi bir anda değil de 3-2 ya da yapabiliyorsak 2-2-1 şeklinde atmamız bekleniyor. Ne var ki hafif makineli bir tüfekte seri modda namluyu az çekip atışları bölmek ayıptır söylemesi ama erkekler bilirler
"tam işerken yarıda kesip sonra tekrar devam etmekten daha zor bir iş"
Ben de ilk defa bu silahı kullanıyorum. Tetiğe yavaş yavaş çekiyorum almıyor, çekiyorum almıyor, sonra birden tııırrt diye 5 mermi birden gitti tek atışta. (Bu arada kullandığım silahlar içinde sesi en az ve en karizmatik silah, tepmesi de neredeyse hiç yok)

Başımda ki yüzbaşı;

-Yuh, beşini birden gönderdin, kesin dağları tepeleri vurmuşundur sen
(iç ses: çok feci sıçtık)

Hemen koşarak hedefin başında hazırolda bekliyorum, hemen peşimden de yüzbaşı geldi. Hedefin başında çömeldi hedefi inceledi;

-Ha s****r Mert Ulaş, şanslı günündeymişin bugün (Bu arada eğitim boyunca ilk defa o gün bir komutanın küfrettiğini duydum, hiçbir şekilde size karşı bir hakaret veya küfür olmuyor)

Hedefte iç yuvarlakta 2 dış yuvarlak içinde 1 tane isabet ile görevi başarı ile tamamlamışım.

-Saol (bu sefer benim yüzümde hafif bir gülümseme)

O Åžimdi Asker

Askerliğimi yapmak üzere yarın yedeksubay tank takım komutanı olarak Ankara Etimesgut Zırhlı Birliği'ne teslim olacağım. Tahmin ediyorum 2-3 ay süreyle bloğa yazı giremeyebilirim.

Şimdilik hoşçakalın.

Not: Yorumları denetleyemeyeceğim için yorumlarınız ben internete girebilene dek gözükmeyebilir.

Yeni dizayn

Günlüğümün dizaynını sonunda değiştirdim, uzun zamandır aklımdaydı oturdum 3 günde yeni dizaynı tamamladım. Tamamiyle sıfırdan yarattım sayılır. Her ne kadar eski dizaynını da sevsem de sayfa oldukça geç yükleniyordu ve bana biraz çocuksu geliyordu dizaynı. Daha ciddi ama sade, gözü yormayan, kullanışlı ve içerik olarak hiçbirşey eksiltmeden yeni bir dizayn üzerinde çalışmaya başladım.

Yan menüyü sola aldım Whitespace yani beyaz alan kullanımına ve okunabilirliğe önem verdim Sayfanın farklı çözünürlüklerde dinamik olarak aynı görntülenebilmesine odaklandım Sayfanın hızlı açılması için gereksiz tüm kodları kaldırdım Üst kısımda gizli saklanan bir MacOS tarzı şeffaf bir menü yaptım, buradan fotoğraflarım, çizimlerim, videolarım, müziklerim ve bağlantılar kısmına erişebilirsiniz. Menüyü aktive etmek için fareyi sayfanın en üstüne getirmeniz yeterli. Üstte ki menü de bir lightbox script klonu olan LightWindow v2'yi kullandım (görsel şölen) Aç kapa artema (başlığa basıldığında açılıp kapanan yan menüler) kullandım Sayfada ki tüm reklamlar isteğe bağlı gizlenebiliyor (+/- butonları veya başlığa tıklayarak) Fotoğraf ve çizim gösterimleri için flickr slideshow, video gösterimi için dailymotion videoroll, müzik gösterimi için last.fm + deezer, bağlantılar için ise bloglines blogroll eklentilerini kullandım. Yazılarda tarih gösterimini daha şık, görsel hale getirdim
Aklıma gelenler bunlar, sayfamda ki eklentilerin herbiri kod değiştirmeden (flickr'a fotoğraf ekleyerek, dailymotion'a video ekleyerek, last fm için sadece müzik dinleyerek, bağlantılar kısmı için ise sadece bloglines rss readera kaydederek) güncelleniyor, bu benim için çok önemliydi.

Buraya tıklayarak da sayfamın eski temasını görebilirsiniz.

Hazırlanmak

Aralık ayında askerliğe gideceğim kesinleşti, UNIDO-ICHET'te ki işimden cuma günü ayrıldım. Cumartesi günü sigarayı bırakma kararı aldım ve 3 gündür hiç içmedim. Sigarayı askere kadar olan bu 1 ay içinde bırakmam şart çünkü askerdeyken hiç bırakamayacağımı biliyorum.

Tam 1 ay kaldı, bu süre içinde olabildiğince önümdeki sürece hazırlanmaya çalışıyorum. Her gün biraz şnavf-mekik çekip yürüyüşler yapmak hedefim ama bir taraftan da özleyeceğim tüm yemekleri de depolamak istiyorum. Bu ikisi birbiri ile çakışıyor ama bir formül bulmaya çalışacağım. Uyku düzenimi de ayarlamam gerek, askerlikte sanırım sabah 5-6 gibi uyanmak zorunda olacağım. Bunun dışında işte klasik askerik alışverişi olur, vitamin falan alırım gidene dek. Orada yanıma vitamin almama izin verirler mi onu da bilmiyorum.

(fotoÄŸraf: nizamiye.com)

Bir yandan kalan 1 ay içine bir sürü şeyi sıkıştırmak istiyor insan, bir yandan da yan gel yat keyfine bak askerlikte en çok özleyeceğin şey bu olacak diyorum. Haberlerde duydum, yeni askerlik kanununa göre seferberlik anında 60 yaşına dek askerliğe geri çağırabiliceklermiş bu yeni düzenlenen askeri kanun değişikliği ile... Babam daha 60'ına basmadı, dedim eğer seferberlik çıkarsa baba-oğul birlikte askere gideriz artık :)

Blog Konferansı 07

Dün Microsoft ana sponsorluğunda Yıldız Teknik Üniversite'sinde dün gerçekleşen blog konferansına Türk Blog Yazarları Platformu'nu tanıtmak amacıyla katıldım. Konferansta açılış konuşmasını Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arıkan yaptı, kendisinin de bir bloğu varmış.

Toplantı gerçekten çok güzel geçti ve toplantıyı anlatan uzun bir yazı yazacaktım ama blog gazetesinden toplantıya izleyici olarak katılan Süleyman Sönmez'in bloğunda ki geniş toplantı özetini görünce, ben yazsam bu kadar kapsamlı yazamam dedim. Bu yüzden eğer toplantıyı merak ediyorsanız sizi böyle alalım. Ben de yakında kendi yaptığım sunumun videosunu yükleyip buradan sizlerle paylaşabilirim.

Konferansla ilgili duyduğum tek eleştiri çoğu kişinin konferansın hafta içi ve erken saatte olmasından dolayı katılamamasıydı, bence de biraz haklı bir eleştiri. Gene de sırf bu konferans için Ankara'dan gelen izleyiciler vardı. Umarım bu konferansın tekrarları olur ve daha geniş bir katılım gerçekleşir.

Son olarak bu konferansın ana sponsorunun Microsoft olması konusuna değinmek istiyorum, Microsoft gibi bir şirketin böyle bir organizasyon organize etmesi ve desteklemesinin ardında yatan nedenleri düşündüğümüzde aklıma gelenler şunlar;

Bilgisayar/Yazılım sektörlerinde çalışan çoğu profesyonelin bir bloğu var, bloglar temalı bir konferans tüm bu kitleyi aynı çatı altında toplayıp onlarla iletişime geçmek demektir. İnternet üzerinde ki içerik Web 2.0 sonrası artık çoğunlukla kullanıcılar tarafından, bloglarda yaratılıyor. Sanırım Microsoft'da bunun farkında ve arama motoru yönünden bakarsanız bu içeriğin oluşturulduğu platformları kontrol etmek içeriğin anında arama motoru tarafından indekslenmesi demektir.
Microsoft'un kendi ürün ve hizmetlerini tanıtması için çok büyük bir fırsat, örnek olarak Süleyman Sönmez bloğunda yazdığı tanıtım yazısında hemen Çağlayan Arıkan'ın sunumunda bahsettiği Microsoft servislerinden bahsetmiş ve bağlantı vermiş. Kısaca konferansa katılan eğer 100-150 kişi varsa bu kişilerin bloglarını da takip eden 1000lerce kişi var, bu da çok geniş kitlelere ulaşma imkanı sağlıyor.
Microsoft'un burada yaptığı çok akıllıca bir hareket olmuş ve umarım diğer bilişim firmaları da bunu kendilerine örnek alırlar.

Bol gollü günler

Bu aralar çok verimsiz hissediyorum kendimi, özellikle iş yerinde. Zorla kendime iş yaptırıyorum ama hiç içimden gelmiyor. Hani bir bebeğe son iki kaşık mamasını yedirmeye çalışırsınız ama bebek de artık hiçbir numaraya kanmaz ya, işte şu anda ben de o bebek rolündeyim. Motivasyonumu sağlamam gerçekten zor bu aralar.

Asıl sebeplerinden biri sanırım Aralık'ta askere gidecek olmam, aklım orada heralde.

Bugün Facebook'tan (1) ayrıldım, yeterince zaman harcadım sanırım orada, yarın da Facebook'tan bulduğum ilkokul arkadaşlarımla buluşacağım zaten. Yani görevini/işlevini tamamladı Facebook, daha fazla kalmak zevke girerdi.

Bizim orada elektrikler kesiliyor sürekli, lokal bir arızadan dolayı ama ipin ucu kaçmış durumda. Arıza bir bilemedin 2-3 günde giderilir değil mi? 2. haftaya girdik biz.

Şimdi sabah uyanıyorum, lavaboya gidiyorum elektrik yok, erkeklerin aydınlıkta bile isabet oranı düşükken karanlıkta sabah sabah neler yaptım ben de bilmiyorum... Gol 1

Kahvaltıya oturuyorum annem tost hazırlamış ama tostun içine domates de koymuş. İnce dilimlenince seviyorum ama annem kalın kalın yarım domatesi sıkıştırmış tosta. E domatesi o kadar ısıtsan bile sıvılığını koruyor. Tostu yerken şapır şapır yeni gömleğe döküldü, inanılmaz sıcak lava sıcaklığında ki domates kabuğu da diş etime yapıştı, oranın hissizleşmesine böyle kan tadı vermesine soyulmasına falan sebep oldu... Gol 2

Arabaya bindim yol da elektrik arızasını bulmak adına bir yeri daha kazmışlar ama uyarı levhası koymak gavur icadı bişey, herşeyden önce ne gereği var uyarı levhasının? Tekerleğim yeni açılmış köstebek çukuruna girip gaarch diye ses çıkarıyor... Gol 3

Dün şirkette benden bir kaç malzeme alınacak onları araştırmam istenmiş ama ne istediklerini onlarda bilmiyorlar, DC kaynak, elektrometer, plotter falan istenmiş ama özellikleri hakkında hiçbir bilgi yok, yazmış oraya DC Voltage Source diye... Bana birşey söylenmediğinden bu tür ürünleri getiren türk distributörleri buldum, onların tel.larını falan kaydettim, ürünlerinden bahseden rapor yazdım. Bu adımdan sonra onların bana ürün özelliklerini söylemeleri lazım ki ben de ona göre fiyat alabileyim adamlardan. Sabah bana eposta gelmiş;

Gunaydin Mert,
Liste icin tesekkurler.
.....' ya spesifikasyonlari sordum ancak bu aralar cok yogun oldugu icin, senin ilgilenmeni istedi. Sirketleri arayip kaliteli, iyi urunler icin spesifikasyonlari ve fiyati alsin dedi..
iyi calismalar
Sanki manavdan karpuz seçmem isteniyor, ya tamam kaliteli iyi ürün alalım ama özellikleri ne olacak, nerede kullanacağız biz bu ürünleri, hangi amaçla kullanacağız? DC gerilim kaynağı alayım ama kaç Watt olacak, akım aralığı ne olacak, neyi besleyecek? Bişey almak istiyoruz ona karar kılmışız, bi de iyi kaliteli bişey olsun deniyor ama gerisi önemli değil... Gol 4

Ha bir gol de dün yedim, Cevizlibağ-Levent E5 arasında ki 15 km'lik yolu 1 saat 40 dakikada gittim. (dakikada 15 metre, saniyede 25 santim ilerleyerek) İstanbul'da bir 5 yıl sonra trafiği ve yaşamı falan düşünemiyorum, zaten İstanbul'da da yaşamayabilirim 5 yıla.

(1) Facebook: BBG'nin topluma mal olmuş olanı

Biraz ısınalım fena mı?

Bir kaç gündür yağan yağmur geçici olarak İstanbul'un su sıkıntısını hafifletecek belki ama dikkatinizi çekti mi, yağdı mı da tam yağıyor, her yeri sel basıyor... Neden acaba?

Türk mantığıyla yaklaşırsak şöyle bir cümle gelir aklımıza,


-E biriktirdi biriktirdi birden patladı tabi gökyüzü...


Biz hala ilkel bir biçimde gökyüzünü ve çevremizi "sinirlenip sinirlenip bir anda sinirini boşaltan insan" gibi düşünsek de, bilimsel gerçekler pek öyle değil.

Bu grafikte 1900'lü yıllardan beri her yıl rapor edilen felaketlerin (ani sıcaklık değişimleri, seller, açlık, fırtınalar vs.) sayısı gösteriliyor, kırmızı olan ise depremlerin sıklığı. Grafikten görüleceği üzere 1960'lardan sonra çok büyük bir ivme kazanmış bu felaketler.

(Kaynak:Pascal Peduzzi (2004) "Is climate change increasing the frequency of hazardous events?" Environment Times, www.environmenttimes.net (c) United Nations Environment Programme / GRID-Arendal)

Diyelim ki 1960lardan sonra daha fazla bilgi paylaşımı oldu, nüfus daha fazla arttı ve bu grafiğin sebebi bu diyelim, o halde 1980'lerden sonrasını gösteren ve depremler ile iklimsel felaketler olan kasırga ve sel baskınlarının sayısını karşılaştıran küçük grafiğin açıklaması ne olabilir? Geçenlerde Samsun'da yaşanan sel felaketini hatırlıyor musunuz? Hani yetkililerin 100 yılda bir karşılaşılan bir yağmurla karşılaştık dedikleri felaket.

Tüm dünyada gözlemlenen kasırgaların şiddeti gün geçtikçe daha da artıyor. Tüm bunların sebebi gökyüzünün kızgınlığı, gökyüzünün dolup birden sinirini boşaltan bir insana benzemesi ya da Allah'ın gazabı değil. Bunların sebebinin bir adı var, bilimsel bir adı; "KÜRESEL ISINMA".

Kimileri bunun dünyada sürekli tekrar eden bir süreç olduğunu savunuyor, her 100bin yılda gerçekleşen bir süreç olduğunu savunuyorlar.


Grafikten görüldüğü gibi dünya varoluşundan bu yana hiç bu kadar yüksek CO2 değerleri ile karşılaşmamıştı. Evet süregelen bir düzen olabilir ama biz insanlar olarak belki de bu düzeni bir daha hiç eski seyrine dönmeyecek şekilde sarsmış olabiliriz.

Ben küresel ısınmanın durdurulabileceğinden şüpheliyim artık, doğa bir dizi zincirleme reaksiyondan oluşur. Şu anda bütün devletler birlik olup karşılarına çıkan tüm lobilere ve ekonomik zorluklara rağmen küresel ısınma için çarpışsa belki derdim ama kendimi aptal yerine koymak istemem. Milyar dolarlık benzin şirketleri milyarlarca yatırımla petrol kuyuları açmışsa adamlar bu kuyular bitip paralarına para katana dek durmazlar. Küresel ısınmanın sorunu ne devletlerle ne de bilinçlenmeyle alakalı. İnsanların kafasında ki mantaliteyle alakalı.

Sürdürülebilirlik... Bu kavram aldığımız her kararı etkilemedikçe birşeylerin değişeceği yok bu dünyada.

Adamların milyar dolarlık petrol şirketleri var sen adama diyorsun ki;

-Bak kardeşim senin yaptığın iş yüzünden çok fazla CO2 salınımı oluyor, bak Küresel Isınma denen bir olay var, yaşadığın yer bir 30 yıl sonra yaşanılmaz hale gelebilir. Sen yatırımlarını çöpe at, durdur bu işi.

Şimdi adam zaten en az 50 yaşındadır, 30 yıl sonra dünyada devasa felaketler olmuş ona ne? Bu yaşadığım yer küresel ısınmadan dolayı batsa bile çılgın gibi para kazanıyorum petrol işinden gider küresel ısınmadan çok etkilenmemiş bir yerde en kral evi alır orada ömrümün son günlerini yaşarım demez mi? Adamın umurunda değil ki sürdürülebilirlik, hem neden olsun ki, adam muhtemelen karısından da boşanmıştır, çocuklarına düzenli para gönderiyordur. Hani çocuklarıma daha iyi bir gelecek endişesi de yok, eh neden umurunda olsun ki dünya?

Şimdi bu adam altın yumurtlayan tavuğunu, yıllardır çalıştığı işini küresel ısınma uğruna bırakır mı? Bu adam altın yumurtlayan tavuğunu kaybetmemek için devlete her türlü lobiyi yapmaz mı? Her türlü rüşvet dönmez mi?

O zaman kandırmayalım kendimizi, küresel ısınma tüm gücüyle gerçekleşecek.

Sürdürülebilirlik kavramı hayatımıza girmedikçe de bu senaryo milyar yıl sonra gene tekrar edecek. (Dünyanın ömrü yeterse) Sürdürülebilirlikte hayatta devletlerin yapacağı ya da şirketlerin yapacağı bir iş değil, bu konu 60'lı yıllardan beri tartışılıyor daha bir Kyoto anlaşması bile tüm dünyada kabul görmedi. O kadar politika, çıkar ilişkilerine bulaşmış ki bu işler, işin içinden hiçbir devlet çıkamaz. Amerika hala petrol için savaşa giriyorsa, kimse gıkını çıkartamıyorsa gittiğimiz yol bellidir. Bu düzen ancak halktan gelecek bir hareketle düzelebilir. Herkes tükettiği kadar enerjiyi kendi imkanlarıyla yenilenebilir kaynaklardan üretebilirse enerji ekonomisi denen şey sekteye uğrar ancak o zaman bişeyler değişebilir. Kimse anlaşmalardan, devletlerden bir hareket ummasın.

Not: Yazı çok karamsar olduğu için özür dilerim ama 2+2=4

Bu yazı Blog Action Day kapsamında yazılmıştır.
Bloggers Unite - Blog Action Day

Beko MiniBig hakkında

Beko miniBig adında TV'ye bağlayabileceğimiz bir bilgisayar piyasaya sürmüş. Fiyat ve özelliklerini aşağıdaki resimden inceleyebilirsiniz.

Şimdi en ucuz modelinin fiyatı 1400 YTL'ye bir laptop bakalım ve özelliklerini karşılaştıralım. Ben Fujitsu Siemens'den AMILO Pi 1536, hepsiburada.com KDV dahil fiyatı da 1.479,20 YTL yazıyı yazdığım sırada. (acaba Beko'nun bu ürününde fiyata KDV dahil mi?)

Özelliklerini karşılaştırırsak;

Fujitsu Siemens'in işlemci hızı 1.83 GHZ, miniBIG'in 1.66 GHZ Fujitsu Siemens'in ekran kartı daha iyi ( ATI Mobility Radeon X1400 128MB)
Bunun dışında Fujitsu Siemens'in kendine özel bir ekranı var 15.4 inch'lik (yani kullanmak için ayrıca TV'ye ihtiyacınız yok) ve kendine özel bir bataryası var, yani yolda falan da kullanabiliyorsunuz. Beko'nun miniBIG'in artısı ise TV kartı olması. O halde durumu eşitleyelim ve dizüstüler için PCMCIA TV kartlarının da fiyatlarına bakalım. AVERMEDIA AVERTV modelimiz var, KDV dahil 97.3 YTL. Şimdi toplayıp hesap yapalım...

miniBIG fiyat: 1399 YTL (KDV dahil mi deÄŸil mi bilinmiyor)
Laptop + TV kartı fiyat: 1576.3 YTL (KDV dahil)

Fiyat farkı: 177.3 YTL (eğer miniBIG fiyatına KDV dahilse)
Fiyat farkının getirdiği ekstralar: 15.4 inch ekran, 2.5 saat dayanabilen pil, daha hızlı işlemci, daha iyi bir ekran kartı

Sistemlerin diğer tüm özellikleri ve yapabilecekleri aynı.

Benim Beko'ya tavsiyem: Eminim ki bu cihazı toplarken fiyat araştırması yapmışlardır o yüzden donanım kısmına girmeyeceğim ama keşke açık kaynak bir işletim sistemi kullansalardı ve işletim sistemlerine ayıracakları parayı fiyatta indirim olarak son kullanıcıya yansıtsalardı. Belki o zaman mantıklı bir ürün olabilirdi.

Türk Blog Yazarları geçici olarak açılmıyor

Güncelleme: Sorun çözüldü, herşey normal :)

Ning sisteminin cumartesi günkü güncellemesi sonrası Türkk Blog Yazarları'nda bir sorun oluştu ve sayfası şu anda açılmıyor. Hemen Ning yönetimini durumdan haberdar ettim, yakın zamanda açılacağını düşünüyorum. Sistem düelince tekrar buradan haber vereceğim.

Sabit hatları aramak bedava!

Güncelleme: Artık Voipwise ile bedava arama yapamıyorsunuz ne yazık ki... Geçici güzel bir dönemdi :)

Bugün BlogGazetesi'ne bakarken okuduğum bir blog yazısında yeni bir VOIP yazılımı ile artık Türkiye ve dünya üzerindeki birçok ülkedeki sabit telefon hatlarını internet üzerinden bedavaya arayabildiğimiz yazıyordu. Hemen programı indirip kurdum ve gerçekten takır takır, gayet güzel ses kalitesiyle bedavaya konuştum. Birkaç tane sabit hattı denedim hepsine de çok güzel bağlandı, 3-4 dakika konuştum.

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda tereddüt ettim açıkcası çünkü yaygınlaşınca servisi sömürenler, hiç telefonu kapatmayanlar olacağını biliyorum, e böyle olursa da servis iflas edebilir ya da kısıtlama getirir ama madem açık kaynağa gönül verdik, buyurun servisin bağlantısı. (Hem zaten bunu ben de bir başka blog yazısından öğrendim, yaymamak etik olmazdı, teşekkürler Mimarali.net)

Türk Telekom tarifelerini düşüre dursun yabancı bir firmanın gelip "bak bedava" demesini de gördük ya, o zaman güldür bizi Türk Telekom...

This page contained an embedded video. Click here to view it.


Bir iki güne "... mahkeme kararıyla erişimi engellenmiştir" diye bu servisin internet sitesi sansürlenirse şaşırmam bu arada.

Askerin olayım

Bu aralar askerliğe gitmek için kasıyorum, hiç aklına gelmez insanın bunun için bile mücadele vermesi gerektiği ama öyle bir durum oluştu. Askerlik tecilim aralığa kadardı ben de aralıkta giderim diyordum, tüm ayarlamaları buna göre yaptım askerlik şubesine gittim. Bana nisan ayında gidiyorsunuz dediler. Eh iptal ettireyim tecilimi aralıkta gideyim dedim, Ankara'dan halletmen gerek dediler. Yurtdışında okuduğum için tecilim Ankara'dan gelmiş, iptalinin de oradan gelmesi gerekiyormuş (Yaşasın bürokrasi!)

Neyse Ankara'dan uğraştık Milli Eğitim'den yazıyı alıp oradaki askerliğe ilettik. (Neden Milli Eğitim, neden YÖK değil o da ayrı mesele) Şimdi oradaki askerlik şubesindeki evrağın buradaki şubeme gelmesini bekliyoruz. Geçen gün Ankara şubesini aradım evrağımın durumunu sormak için;

-Soyadınız
-UlaÅŸ
-Sadece Ulaş mı?
-UlaÅŸ, Mert UlaÅŸ (Bond, James Bond tribi)
-Şimdi Mert mi Ulaş mı?
-Adım Mert soyadım Ulaş
-Ama bana tersden söylüyorsunuz

Askerlik eğlenceli geçecek galiba...

Bir arkadaşı kaybetmek


Berkeley'de Coop'ta kalırken çok yakın bir arkadaşım vardı, Coop'a ilk taşındığında elinde koca bavullarla gelmişti onları odasına taşımasına yardım etmiştim. Güney Afrikalı çok nazik bir kızdı, sürekli güler yüzlü ve enerji doluydu. Onun oda arkadaşı Cordy ile üçümüz gerçekten yakındık. Kaldığım evde Amerika'lı olmayan fazla kişi olmadığı için onunla gerçekten iyi anlaşıyorduk. Partilerde genelde birlikte dolaşırdık, odamda ne zaman müziğin sesini açsam hemen gelirdi. Şimdi birlikte fotoğrafımızı arıyorum ama format atarken kaybolan fotoğraflar arasında onlar da vardı sanırım, bir tek bunu bulabildim geride, ben salakça odamda dans ederken arka planda o var, neredeyse hiç belli bile olmuyor gerçi...


Geçen gün facebook'ta dolaşırken "RIP Tumi" adlı grubu gördüm ve inanamadım. Gazetelere de çıkmış sanırım Amerika'da. Tumi tatilde annesinin yanına New York'a gittiğinde erkek arkadaşıyla ayrılmış ve bunu kaldıramayan erkek arkadaşı onu boğazlayarak öldürmüş, daha sonra kendi de bileklerini keserek intihar etmeye çalışmış ama polisler zamanında yakalamışlar. Tumi daha 20 yaşındaydı.

O kadar garip ki geçen sene bu zamanlarda birlikte gülüp konuştuğum o güler yüzlü kız artık yok. İlk defa yaşıtım sayılabilecek bir arkadaşımı kaybediyorum, yaşamın adaleti pek yok ne yazık ki... Huzur içinde yat Tumi...

İzleyin 9 köyden kovulun

Film hakkındaki detayları buradan bulabilirsiniz.

Hepimiz sarışın mavi gözlüyüz

Bizim kültürümüzde ne kadar eziklik varmış, ne kadar özentilik varmış bunu televizyon sayesinde öğrendik. Televizyonda izlediğim 10 reklamdan 8'inde oyuncular mavi veya yeşil gözlü, Turkcell reklamlarında sarışın mavi gözlü çocuklar (hepsi ama bir iki değil), türk dizilerinde asıl oğlan/kadın ikilisinden biri mutlaka mavi gözlü vs... Bu reklam ve programları görüp hiç halkın arasına karışmadan büyüseniz sanırsınız ki türklerin çoğunluğu sarışın mavi gözlü.

İspanyolu, italyanı kendi özgün kimliklerini, kara kaşından kara gözünden utanmadan sıcak kanlılığını öne çıkararak kendi stilleriyle reklamlarını tanıtımlarını yaparken bizler sarı saç boyası ve mavi lenslerin arkasına saklanıyoruz sanki.

Doğan görünümlü şahin gibi olalım yeter bize zaten, sarışın mavi modern beyaz avrupalı modeline "şeklen" benzeyelim, teknolojisiydi gelişmişliğiydi önemli değil. Televizyoncularımız kararlı valla, bir gün hepimizi sarışın mavi gözlü yapacaklar.

5 saniyelik yaşam molası

Bugün işten erken çıkıp türk blog yazarlarını tanıtmak ve bloglar hakkında konuşmak amacıyla konuk olarak TRT Radyo programına gidiyordum. Haliç köprüsüne yaklaşırken trafik vardı, bir araç kaza yapmıştı sanırım, küçük ticari araçlardan biriydi, tam köprü üzerinde sol şeritte duruyordu araç, önü ezilmiş ve camı çatlamış olarak. Az ilerisinde ise yerde üstü gazete kağıdı örtülü orta yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir adam yatıyordu, gazete kağıtları kanı örtmeye yetmemişti bu sefer.

Daha trafikte ben kaza yerine yaklaşmakta iken karşı yönde gelen trafikte bir araç durmuştu, eli kameralı bir adam koşarak kaza yerine yaklaştı ve kamerasını kurmaya başladı. Ben tam kaza yerinden geçerken çekime başlamıştı. Olay yerinde 3 polis vardı, biri telefon ediyor diğer ikisi ise sadece kaza yerini meraklı bakışlarla izleyen araçlara elleriyle duraksama yapmadan geçin anlamında el işaretleri yapıyorlardı. Pek işe yaradığı söylenemezdi, hiç kimse 5 saniyelik yaşam molasını kaçırmak istemiyordu. Ölümü görmek istiyordu herkes, belki acımak istiyorlardı, belki farklı birşeylere tanık olmak istiyorlardı ve en önemlisi belki de hissetmek istiyorlardı.

Sonra ise trafik olabildiğine açıktı, 5 saniyelik yaşam molasının ardından bütün sürücülerin tek avuntusu E5'in açık yollarıydı.

Eve döndüğümde televizyonda serinlemek için nehire giren bir ayının sopa ve taşlarla dövülerek öldürülüşünü izledim. Yaşam çok garipleşti, sanki öyle bir hale geldi ki bazılarının yaşadığını hissedebilmesi için bazılarının ölmesi gerekiyor.

Bloglar geliÅŸiyor

Öncelikle 11 Ağustos'ta Türk Blog Yazarları 2.buluşması düzenleniyor, bu sefer wifi internet bağlantısı, çeşitli sunumlar yer alacak ve bunun dışında buluşma internetten canlı olarak yayınlanacak. Detayları burada.
Sadece bloglar için Bloglama.com bünyesinde blog yazanlar tarafından bir reklam şebekesi kuruldu, ben de destek vermek için ilk defa reklam alıcam günlüğüme ama bannerlar için bir yer ayarlamak gerek önce sitemde.
Blograzzi yenilenmiş, kullanıcı yüzü daha güzel olmuş bence umarım daha da gelişir zamanla.


Blog yazarlarının çabalarıyla yavaş yavaş güzel çalışmaların oluştuğunu görmek çok güzel. Umarım zamanla büyüyerek artacaktır bu gelişmeler.

Uzun zaman oldu

Uzun bir süredir yazamıyordum o yüzden özet geçeceğim,

Birleşmiş Milletler Hidrojen Enerjisi Teknolojileri merkezinde işe girdim, Aralık ayına kadar çalışacağım.
Neden Aralık derseniz, çünkü Aralık'ta yaylalar yaylalar derim Keyfim yerinde sanırım bu aralar
Şu Backwoods denilen purolara sarmıştım bu aralar sigara içmeyeceğim diye, şimdi onu da kesmeye çalışıyorum zira feci ağız kokusu yapıyor 1 aylığına spor salonuna kayıt olmuştum, ilk gün gittim bir daha da uğramadım. Hem önemli olan katılmaktı zaten. Evde kendi çapımda şnavf mekik yapıyoruz bişeyler...
En yakın arkadaşım Evren evlendi, çok güzel bir düğündü, ben de düğün için slayt gösterisi hazırladım ama şimdi bağlantım yavaş olduğu için yükleyip gösteremem. Kendisi şu anda balayında sanırım sıcak kumlardan serin sulara atlıyor ve başka bir sürü şey daha yapıyordur, ne güzel... Yarın da kuzenim Çınar evleniyor, Rus gelin geliyor Babamın kuzeni erkek çocuğu bekliyor, bu haber üstümdeki ağır bir yükten kurtardı beni zira artık Ulaş soyadını taşıyan tek genç erkek ben olmayacağım, gerçi zaten soyadı Ulaş olan bir sürü insan var bizim aileden olmayan, hatta dört ayaklı olanlarımız bile mevcut, bakınız. Yorumlara cevap yazmıyor, yazıların devamı ikinci bölüme deyip ikinci bölümleri yazmıyorum, 2 haftada bir yazı giriyorum... Sanırım kötü bir blogger oldum, karanlık tarafa bile geçiyor olabilirim...
Şimdilik bu kadar, diğer gelişmeleri yazımın ikinci bölümünde anlatıcam (yerseniz)

1440$ ve bu kadar büyük ilgi ne için

İşte bunun için.

Devir gösteriş yapanların devri, devir modaya uyanların devri, devir sadece en popüleri tüketmeyi sevenlerin devri. Mantıklı düşünebilenlerin değil.