[ http://anafikir.com/sansur/iframe.php?site=SITE_URL
20 Mart 2008 PerÅŸembe,08:25
ç-alıntı kitap orhan pamuk

aslında bloguma iş getirmiyorum ama bu başka. pek kadim dostum, ağabeyim serkan özburun yeni bir kitap çıkarıyor. üzerinde çok emek harcadığını bildiğimden buraya bir iki parça bir şey yazayım siz de bilin istedim.

(reklam kısmının bir bölümünü ben yapiyorum. o sebeble kitaba küfretmeden önce bir kez daha düşünün ve beni ne kadar sevdiğinizi hatırlayın......)

bu da kapağı, herkesten önce amiyane tabirler farkıyla!
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 8 comments
25 Åžubat 2008 Pazartesi,17:27
fanzin 21
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
,17:26
fanzin 20
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 3 comments
,17:24
fanzin 19
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
,17:23
fanzin 18
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
,17:21
fanzin 17
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
,17:20
fanzin 16
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
19 Şubat 2008 Salı,09:05
advertorial
kafasına estiği zaman okulu dondurup, sağda solda factotum çalışan, çantasını sırtlayarak fütursuzca gezen bir arkadaşım var. benim planlarımı benden önce sırt çantasına koyduğu için nefret ediyorum kendisinden. ama çok sıkı vodka içiyor, affettiriyor kendisini.

şöyle bir blog tutmaya başlamış vakanüvis noyan efendi.

link

(arada göz atın, repleri unutmayın.)
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 1 comments
,08:18
napolyon'un çüküne eleştirel bir perspektif
Oynadığım oyundan ve rolden memnun degilim. Sorun rolün kötü olması değil, ya da bu bahaneye sığındığım yaşları geçtim demek daha doğru olur. O zamanlar iyi oyunlar çıkarmıştım. gerçekten iyilerdi, anlıyor musun? Çünki daha kolaylardı. Çocukların filmlerde, dizilerde oynadığı iyi oyunlara, gösterdikleri üstün performansa neden şaşırırlar, anlam veremiyorum. Kendini oynadığın, alt metinden naifliği, toyluğu, çocuksuluğu verdiğin bir oyun zor olmamalı. Zor olan benimkisi, seninkisi? Bunca yaşanmışlıktan, yabancı değilsiniz, daha açık konuşayım; ibnelikten sonra, gelip hala aynı masumiyeti senden bekledikleri zaman, oyunu sürdürmek fazlasıyla güçleşiyor. Prompteri bozulmuş haber spikeri gibi kalıyorsun. böyle zamanlarda istiyorum ki masamın altında, dolabımın arkasında hatta sağ omzumda bir suflör olsun; ''pişt!! antep fıstığına yüklen, antep fıstığı anlıyor musun?? seni gerizekalı! fıstık!'' desin, o anı kurtarsın, şahsımı daha iyiye daha güzele sevk etsin istiyorum. inanın ödülün hiç bir önemi yok. tek kazandığım ödül olan orta 2 münazara yarışması madalyam dahil, beraber kazanacağımız bütün ödülleri kendisine seve seve verebilirim. birlikte balığa gider, plaketleri denize atarız.

Ya da durun.. Kökten çözelim isterseniz, şöyle yapalım mesela; kurguyla oynasın biri? Böylesi hepimiz için daha iyi sanırım. Böyle bir şansım olsaydı sahne aralarına, ortasına, sağına, soluna bolca anlatıcı koyardım. Bu şekilde bir fransız filmi edasında yaşardık hayatı. Ama fena halde sıkıcı olurdu heralde öylesi, peki pes spikerine ne dersiniz? ''hayat fena halde futbola benzer'' geyiğinin de altını doldurmuş olursunuz sonunda. Ercan Taner renkli bir seçim olur, fena halde futbola benzer..

Benim seçimim ise şüphesiz Augustus Hill olacaktır; Oz dizisindeki tekerlekli sandalyeli nigga kardeşimiz.

Misal bu aralar alakalı, alakasız her sahnem kendisinin şu tiradıyla bitsin istiyorum;

"Napolyon sürgünde öldüğü zaman, doktorlar çükünü kestiler. Onu süslü bir kavanoza koyup rahibine verdiler, anlam veremesem de yıllar boyunca napolyon'un çükü, defalarca el değiştirdi. Günümüzde en az üç kişi napolyon'un çüküne sahip olduğunu iddia ediyor. Ama sorun gerçek çükün kimde olduğu değil. esas sorun.. Öteki iki çük kimlere ait?"

suflör says;
- dinle oscar; hiddetin geçti, şimdi daha sakieeaan şhimdi daha kontrollüüeaü! hüzne dön , gözleri kıs... eveeet gözleri kıs....... müstehzi gül . çat diye kapat ekranı ve kahvenden bir yudum al.

-fade out-
 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 0 comments
13 Şubat 2008 Çarşamba,23:13
tabure barın bel kemigidir

‘’Tabure barın bel kemiğidir kızım ‘’

Yeni tanıştığım birinin kulağına sessizce fısıldarım bunu. Eğer gözleri parıldarsa, ‘ne güzel demiş şair’ derse, bilirim ki dosttur, candır, badidir. Ama bilemezse eğer.. anlamazsa ne dediğimi! İşte o zaman beni tanıyamazsın aga! Öfkemi gözlerimden ışırım. ellerim titrer, gözlerim seğirir, bütün tadım kaçar. Kalkar giderim o masadan. Hesabı da kitlerim sana.

Nasıl bu kadar gaddar olabiliyorsun diye sorma sakın bana. Buna hakkın yok. Elin abidik gubidik filmlerini izleyip, yarak kürek filozofunun sikindirik aforizmalarını hayatının anlamı belleyip de şu sözü duymazdan gelirsen, kendi öz kültürüne yabancılaşır, batının ahlaksızlığını alırsan kusura bakma arkadaş ama şu hayatta başına gelebilecek her türlü kötülüğü dibine kadar hakediyorsun demektir sen.

Sabah sabah ağır konuştum farkındayım ama çok doluyum dostlarım. Aynı filmin sonundaki çorbacı sahnesi yok mu hani? İşte o hayatımın özetiymiş meğer.

Neyse hava durumundan bahsedeyim birazcık sizlere;

Yeni bir gün! Dünden ne farkı var? Güneş biraz daha parlak, gökyüzünde yedi bulut. Dün üç diye not etmiştim. Demek ki yağmura biraz daha yakınız. Aman Dikkat edin. Şemsiyesiz çıkmayın.. çünki neden? Çünki Bok var.

 
posted by oscar wilderness
Permalink ¤ 2 comments


You are viewing a mobilized version of this site...
View original page here

Mobilized by Mowser Mowser