Ph: 32704337
skip to main | skip to sidebar
tarih etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
tarih etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

31 Ekim 2007

amerikan bayragi

bugun kizin birinin tisortunde sanirsam amerikanin ilk bayraklarindan bir tanesi uzerine yazilmis su yaziyi gordum, iclendim, 'mal gene ayni mal paketinden belli yar yar' diye soylendim;

[bayrak]
bununla bir problemin mi var?
o halde cekil arkamdan, cik git buradan.

kaynak: gotum (evet, ilk cumle gercek ama ikinci cumleyi degil)

---------------------------------------------------

guncellenis:

bazen eski yazdiklarima bakinca ben'e karsi buyuk bir soguma, tiksinclikle karisik bir yabancilasma geliyor. buna "kendine yabancilasma" da denebilir.

bu yaziya bakinca da aynen oyle hissediverdim. sanki bohemya'da cilgin atan bir fransiz monseri kafa guzelken gelmis de birlik ve beraberlige ihtiyacimiz olan su gunlerde yukselen amerikan milliyetciligine comak sokmak girisiminde bulunmus gibi bir hal var. bundan oturu, "ne gotu abi? amerikanin ilk bayragi ne? ne bu be" yer vermemek icin duzenleme geregi duyuyorum:

* tisortun ustundeki halis mulis konfederasyon bayragiymis:



* tisortun ustunde de yaklasik olarak "bununla bir sorunun mu var? o zaman bir derse daha ihtiyacin var!" gibilerinden bir sey yaziyor. us history almadim, almayacagim, bir suru sikko herifin yaninda kabak gibi ortaya cikmayacagim. o yuzden neymis bu, ne oluyormus filan diyenler cikip anlatabiliyor veyahut konfederasyon bayragi diye aratip bulabilirler.



* tisortu giyen kiz irkcilik'tan kaynakli referral ilen disiplin'e gonderildi. suspended eylenmedi fakat cumartesi okulu neyin aldi. halen yasiyor, halen bazen tisortu giyiyor, siniftaki arkadaslariyla bu referral'in haksizligini, pespayeligini, "ne irkci gondermesi ya, mis gibi konfederasyon bayragi!" diyerek birbirlerine kafa salliyorlar. * [kulaktan duyma bilgilerle anlatayim] kabaca, 1800lerde donmus olan amerikan sivil savasi'na gonderme iceriyor. ne oluyor? guneylilerle kuzeyliler birbirine giriyor. sebep? kolelik. savastan sonra ne oluyor? kuzeylilerin istedigi federatif sistem oluyor. guneyliler ise konfederatif sistem istiyor. nedir? federatif ama daha gevsek. yani? guneyliler kendi ic islerinde daha bir ozgur, daha bi hovarda olmak istiyor. sebep? kultur nuansi.

11 Haziran 2007

tehlikenin farkında mısınız

genelde bu şeyi böyle hayatın en güzel şeylerinden bir tanesi gibi lanse edenleri pek anlamıyorum, anlamaya da çalışmıyorum. zira olay öyle bir hal aldı ki, artık sürekli bir tehlike var, biz bu paranoyanın içindeyiz. ve evet, sürekli tehlikenin farkındayız, sağolsun cumhuriyet o güzel projeksiyonlardan bir tanesini bizi doğrultarak bizi sağdan çarptı, gözlerimizi açtı.

o değil de sonra da çıkıp yok dış mihraklarmış, yok bölünme tehlikesiymiş. ne demiştim, sürekli bir paranoya halindeyiz ve bir sürü paranoya sözcükleri döküp örneksiz paranoyalar manifestoları yazıp paranoyak triplere giriyorsun. lan nasıl bir iştir bu anlamadım? bu arada cumhuriyet beyin ne dediği kimsenin umrunda değil. belki adam diyor ki: "ben 1938'den beri korkularla büyütülüyorum, yok tehlikeymiş, yok farkında mıymışız. hayır nereden tehlike var da ben göremiyorum. tamam, görebiliyorum, belli dönemlerde tehlike var, fakat bazıları ülkenin sürekli ateşte kaynadığının sanıyor olmalı, ha bitecekmişim, ha üzerine gerildiğim ülke bölünecekmiş. o değil de canlarım, başkalarının korkularından beslenen birisi her vakit var, korku büyük bir araçtır."

lan, neymiş, 16 mayısta 100 yıl geri gidiyormuşum. hele bir soluklansaydık yiğidim, nereye? sürekli korku, sürekli dehşet, sürekli konforsuz şartlar. bir yerlerde bir şeyler var ve o bir şeyler bir gün bizi ısıracak ve bir gün o bizi ısıran şeylerden ötürü bizlerin elindekiler yok olacak. sürekli endişeliyim, sürekli tetikteyim. eskiden komünizm geliyordu, sonra irtica geliyor oldu,sonra tayyip erdoğan cumhurbaşkanı olacak diye velvele oldu, şimdiyse sağolsun, yurdumun bekçisi evimin güvencesi askerimiz yepyeni bir tehlikeyi işaret ediyor: rap rap ayak sesleriyle gelen demokrasi. bir dakika, karıştırdım. demokrasi patır patır gelirken evimin güvencesi rap rap geliyor. rap rap da değil, msn'den geliyor, internetten geliyor, o da artık bizden biri. (kimbilir, belki de yakında paşalarımız bir mail kadar bize yakın olacaklar)

o değil de canım, tehlike var aslında. var, fikir adımının 16 yaşındaki bir çocuk tarafından ülkendeki madde aracılığıyla öldürülmesi.

tehlike var lan gibi. etrafımızdaki hayalet görenler, hayaletlerin dirildiğini söyleyenler, bizi bir nevi tırstırmaya çalıştırıp tektip yapanlar, sürekli bir şeylerden korkmamızı sağlayarak paranoyadan paranoyaya yelken açtıranlar, bizi hep güvercin yapanlar, fesatçılar ve tabii ki sayın paşalar, bilebiliyoruz ki onlar bir falcıdan öte bir şey değiller, metafiziki birer varlık da değiller, bu ülkenin kurtarıcılarıysa hiç değiller.

tehlike var canım. ülkede bu kadar çözüm bulunması gereken sorun varken senin kafanı ideolojilerle bozup peşinden gittiğini söylediğin atatürk'ün fikirlerini filan anlayamaman, her hareketinin pragmatizmden yoksun kalması, pratikte yarar getirmeyen bu hareketler silsilesini "türkiye cumhuriyeti" için yapıyor olman.

evet, falcılar ve diğerleri, bir korkuya karşı uyardığını belirtme ayağına korkuyla beslenenenler, siz ve sizin gibiler, hepiniz birer tehlikesiniz ve sıktınız artık canım.

12 Mart 2007

charles darwin

bu adamın gündemimde uzun süredir kalması bende onun hakkında yazma isteği uyandırdı. şimdi bu adam var ya, türklerin gelişmemiş bir millet olduğundan değil, ırk olduğundan bahseden sansasyonel, sansasyonel olduğu kadar da yakışıklı bir adam.

1809`da ingiltere`de doğmuştur. doğduktan sonra attığı teoriler ile kimilerinin "aslında maymundu, kendini savunmak ve avutmak için böyle yaptı" demesine, kimilerinin tanrıyı öldürdüğünü iddia etmesine, kimilerinin ise komplekse girip "beni darwin yaratmadı ki" demesine yol açmıştır. teorileriyle gündemde kaldığı kadar da din ve bilim dünyasını şuan bitmesi pek olası gözükmeyen bir kargaşanın içine sokmuştur.

iddialarının temeli, tüm canlıların ortak bir atadan geldiğidir. bu bağlamda insanlara dair iddiasını ise, maymun ve insanın ortak bir atadan, primat`tan geldiği şeklinde yapmaktadır.

ben bu adamdan daha çok, maymundan geldiğini iddia ettiği insanların, gelişmemiş bir ırkı olan türklere karşı laflarından bahsetmek isterdim. fakat bunu böyle alıp "darwin kötüdür" deyip kendisinin bir quote`ını gözüme sokan vatanseverlerin mustafa kemal atatürk`ün "en hakiki mürşit ilimdir" lafını doğru idrak edebildiğini sanmıyorum. adam araştırma yapmış ve böyle demiş. kaldı ki darwin`in bu iddiaları gerçekten kanıtlanabilmiş teoriler de değildir, yani o kısır beyninize göre düzenlersek, darwin türklerin gelişmemiş bir ırk olduğunu söylediği diye gelişmemiş olmazsın. hadi diyelim, bir gün kanıtlandı bunlar. diyelim gelişmemiş oldun. ne yani, sırf ırkına laf atıyor diye "darwin yalan söylüyor" mu diyeceksin? eh seni velveleci, sen nelere kadirsin. kendisi bir hristiyandır. çok kararsız bir insandır. dedesi erasmus darwin`dir.

o değil de muhtemelen iddialarını bu ülkede sözde bilim etiği çerçevesince reddedecekler harun yahya ve dadaşlardır. stop. (şimdi burada "bilim etiği çerçevesi" nedir yahu filan diyenler olabilir, en azından ciddi şekilde deyip sıyrılayım)

nedense çok seviyorum ben bu adamı. çok.

27 Åžubat 2007

magna carta

dedim ki, madem magna carta diye bir şey var, böyle el üstünde tutulup herkes tarafından hürmet ediliyor, kendimce saçmalayayım, bu sırada da tarihi gerçeklikten sapmayayım, öyle de bir yazı olsun dedim. şimdiiii;

1215 yılında imzalanmış bir ingiliz belgesi olmasının ötesinde tarihin kilometre taşlarından anayasal düzende tarihi sürecin neredeyse en önemli resmi belgelerinden birisidir.

aslında her ne kadar öyle ahım şahım görünse de aslen papa 3uncu innocent ve ünlü kral john(halk tarafından pek iyi anılmazdı bu)nun baronlarının, dönemin kralının yetkilerini kısıtlamak, daha doğrusu yetkilerinin resmi şekilde ifade etmek amacıyla yapılmıştır. anayasal düzenlemeler dediysek de öyle yok kölelik kalktı, yok dünya barış içinde yaşıyor diye bir şey düşünmeyin. çünkü bu belge bir vatandaşlık düzenlemesi değildir. öyle ki, bu anayasal belge der ki, kral şunları yapacak, şunların sırtını sıvazlayacak, sonucunda yapacakları şeyler kraldan üstün sayılacaktır. yani öyle temelinde magna carta, dönemin yüce ve şahsiyetli din adamlarının bir oyunudur. legalleşme sürecinde yasaların adaleti işletmeyeceği hakkında güzel bir örnektir. bir de tarihin tozlu sayfalarından çıkınca, şapkayı önümüze alıp düşününce aslında kanunların adaleti sağlamadığını, sadece kanunların insanların hakkını alabildiğini görebiliyoruz. tam o noktada kafanıza sinekler uçuşarak bir takım tereddütler gelebilir. yasaya göre yasa gücünü ezilmiş halktan ve onların din adamlarından alır. fakat magna carta, 1215 yılında tamamı yazılan bir belge değildir. zamanla, özellikle ortaçağ`da tamamlanmış bir belgedir. bu bakımdan skolastik dönemde din adamlarının halkın ve dünyanın üzerinde söz söyleyebilirliğini biliyorsunuz. bu bakımdan da mevcut düzendeki asillerin yapılabilecek işlerin yapılabirliğini biliyorsunuz. işte şimdi de görüyorsunuz. ta o zamandan beri hak, kanunlar yoluyla hukuk üzerinden elde edilir bir şeydir.

bunları geçersek orijinali günümüze kadar gelmemiştir, fakat en eski nüshası 1225`te bir ingiliz hayırsever kralın yayınlamasıyla olur. dünyada 4 kopyası vardır.

aslında bir de dünya tarihine karşı gözlerimizi kaparsak ingilizlerin tarihinde çok önemlidir bu. çünkü 13. yüzyılda çıkardıkları bu belge fransız ihtilali`nden fazla etkilenmemelerini sağlamakla kalmamıştır. fakat oluşturuluş açısından apayrı şeylerdir. çünkü fransız ihtilali, krala karşı toplumun haklarının gücünü "güç" olarak kabul ederken, demin bahsettiğim gibi, magna carta ferman`ı asillerin haklarını gözetir, din adamlarına da birkaç kabuklu yemiş atar.

eklemek isterim ki, bazılarının hala fesatından çatladığı bir fermandır. neymiş efendim, "türklükte özgürlük varmış da neden anadoluda böyle bir şey çıkmamış", yok "çıkmış da acaba haçlı orduları gelip yakmış mı" gibilerinden çokça tiz sesler etrafta gezinmekte. adamlar ne diyor, dünya tarihi diyor değil mi? insan dünya tarihinden söz ederken milliyetçi duygularını bir kenara bırakıp hiç yoktansa bir süre boyunca globalleşmeye çalışır. hayır, bu zatlar türk eğitim sistemine toz da kondurmazlar işin kötüsü. savundukları tüm milli şeyler onlar için bir kutsal değermiş gibi korurlar. halbuki magna carta bir evrensel belgedir. dünyanın ortak mirasıdır. yani bir bakıma senindir, benimdir. hadi bunları da geçtim, hazmedemiyor bazıları bunu. her ne kadar temelinde din adamlarına hak verilmesi, asillerin yüceltilmesi gibi noksanlar bulunsa da bunun dünya anayasal tarihine yaptığı katkılarına karşı işeyemeyiz.

sözlerimi bitirirken, birilerini öpme sefasını bir kenara bırakırım ve bu belgenin 39. maddesini zevkle quote ederim:
"özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir ÅŸekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak veya hapsedilmeyecek veya mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak veya kanun dışı ilan edilmeyecek veya sürgün edilmeyecek veya hangi ÅŸekilde olursa olsun zarara uÄŸratılmayacaktır”;

her ne kadar asillerin kıçını garantiye almış olsa da belki bilinçsizlikten dolayı demokrasi tarihine "vatandaşlık hakları", hukuk tarihine ise "anayasal üstünlük" gibi terimler hediye etmiş libertatum, magna carta libertatum`u.

yine de şahlanıyor (tercihen "aman")

namludan yeni çıkmış ağır merminin kokusuyla, ıssız sokaklara renk getiren bir hasan mutlucan klasiğidir bu kesinlikle, darbelerde radyo ve televizyonlarda çalınan, fakat bu haliyle tonton paşamızın yardımıyla bir nevi mehter marşı olmuş türkü olmuş sanki.(öyle duruyor) yani dikkatle görebiliyoruz ki, zorlama şekilde bir "darbe alarmı" haline getirilmiş bu şarkı.

hayır, bırakın bu alengirli cümleleleri. yahu sanki bu haliyle bahar aylarının gelişiyle artan libidonun getirdiği ereksiyon halinin vahimliği üzerine söylenmiş gibi durmuyor mu?

bugünlerde hep bahar ayı tematiğinden gidiyorum ama öyle sanki.

26 Mayıs 2006

Atatürk ve Bakara Suresi

Tam doğruluğundan emin olmasam bile elime şöyle ilginç bir mail geçti:

Mustafa Kemal, kurulacak devletin şekli ile ilgili toplumun her kesiminden insanlarla görüşmeler yaparken sıra, mollalar, şeyhler ve din büyüğü geçinen kişilere gelir. Mustafa Kemal, bunlara haber göndertip, gelecek hafta kendileriyle bu konuyu görüşeceğini ancak konuşmalarının bir temeli olarak katılacak olan herkesin Bakara suresini 288. ayetine kadar okumalarını rica eder.

Toplantı günü gelip çattığında, Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve sorar:

"Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hepinizden Bakara suresini 288'e kadar okumanızı rica etmiştim. Kimler okudu Bakara'yi 288'e kadar?"

Salondaki bütün eller istisnasiz olarak bu ricayi yerine getirdiklerini belirtmek için havaya kalkar. Bunu üzerine Mustafa Kemal sözlerine devam eder:

"Beyler işte, kuracağımız devletin neden din temeline dayanamayacağının açıklaması:

Bakara yalnızca 286 ayettir."

 


You are viewing a mobilized version of this site...
View original page here

Mobilized by Mowser Mowser