Ph: 32704337
skip to main | skip to sidebar
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2007

veltsimerzli likorlu curnal

dusundugume gore sevgili curnal, su dunyanin suyunu tukettigim, ekmegini yedigim tam onbes yildir aradigim problem disimda degilmis. arabanin hep gitmeyen zamanlarini gormem yanimdaki surucunun sucu degil, benim meme yapmamdan kaynaklaniyormus.

bunu zaten surekli gidiyorum temali mesajlar attigim bicevap mecralardan anlamam gerekiyordu. her ne kadar vefakar, jantlari eskimis arabam, renault 12'im doyumsuz bir herif oldugumu da yuzume defalarca soylemis olsa da istiyor ki deli gonul, kafaya konulan 'deli is'i basarabilsin insan, bir kere de gidip gelmeyebilsin.

ama olmuyor, gene olmuyor. gene tipis tipis geri donuyorum, karnim kasiniyor, sicak yatak saglaniyor, "artik meme yapmam, kopar giderim ben abi" dusunceleri kafama usuyor, oyle asili kaliyorlar orada.

sorunu weltschmerze atsam da ot kil yunden dem vursam da gene ben, gene meme yapan pasli bijudur elimde kalan.

03 Ekim 2007

turk seri numarasi kodlama sistemi

gecenlerde yanimda gecen serial number, crack, keygen gibi siber bir muhabbet bana zamaninda yasamis oldugum dalginligi ve bir o kadar da hayvanligi hatirlatti.

kucuguz, canavar gibi bilgisayar oynuyoruz. saatlerce bir bolumu cozmeye calisiyoruz, yeni cikan oyunlari trgamer'dan filan takip ediyoruz. tabii o zamanlar bilgisayar oyunlarinin bize turkce olarak hicbir sey ifade etmeyen serial numberlarini cogu korsan abimiz bazen cd kapagina/posetine koymuyor. biz de telefonla arayip istemek zorunda kaliyoruz.

gene bilmemne yilinin yazinda bir gun. daha az once gittigim cdciden donmus, heyecanla yeni aldigim oyunu yukleyip bir an once calistigini gormek istiyorum. calistigini gormek istiyorum zira bilgisayarim max payne'i milat kabul eder, sonrasinda cikan hicbir oyunu ekran karti sebepleriyle calistirmaz, cocukluk hirsi ve sinirinin sorumlusu olurdu. neyse, yuklemeye basladik filan. o da ne? serial number soruyor. tabii ac telefonu, ara cdciyi filan.

merhabalastik adamla.(artik o kadar cok gidiyoruz ki, taniyor beni) "filan filan oyunun serial number'ini koymamissiniz abi?" dedim, hemen dur bakiyim diyip iki dakikada da seri numarasini okumaya basladi.

adet odur ki, yanlis anlasilmalara mahal vermemek icin seri numaralari gibi cok harfli olan gerecler kodlanir cesitli illerimizin adlariyla buralarda. abimiz basladi kodlamaya "kastamonu, rize, edirne, yedi sekiz, tire, yozgat.." diye. tabii ben ne yapacagimi sasirdim. basladim yazmaya dediklerini aynen "kastamonu, rize, edirne" diye. ama hizli soyluyor, yetisemiyorum. bir noktadan sonra sikerim boyle askin izdirabini deyip biraktim.

adam seri numarasini okumaya bitirdi. "tamam mi" diye sorunca ben de 'bir halt isleyip rezil olacak velet' sucluluguyla seri numarasini alamadigimi soylemedim. 'dur abi, sunu da bitiriyorum, heh heh" diyip birkac saniye bekledim sanki bir seyler yaziyormus gibi. sonra da "heh tamam abi, cok sagolasin, hadi bay" deyip kapattim.

sonra ne oldugunu tam hatirlamiyorum ama sanirim cdci abiyi tekrar arayip tekrar istemistim. gene ayni sekilde soylemisti ve gene bir bok anlamamistim. sonradan da bir arkadastan yazili olarak alip rahatlamistim.

oyun kenarda duruyor, ama cdci abiye numara cekisimdeki utancim hala aklimdadir.

30 Temmuz 2007

eski dostlar sohbeti

genelde aileniz ve ailenizin bir kısımındaki, yani ana veya baba kısmındaki büyüklerin toplanması sonucu ortaya çıkan sohbetler hakikaten bazen eğlendirici olsa da bazen insanda kaçma hissi uyandıran sohbetler de olabiliyorlar.

mesela, eğer ailenin tek kısmındaki büyükler ve tabii ki onlara eşlik eden küçükler toplanmışsa, kendi ananız da babanız da aynı şehirde büyümüşse ve eskiden aynı şehirde büyümenin bazı gereklerini tatmışlarsa, ortada sürekli süregelen bir "eski dostlar"la alakalı sohbeti vardır. aynı şehirde büyüyen anne ve baba, aynı heyecanları paylaşıyor ve istanbul dışıysa genelde aynı komşuları bile paylaşıyor olabiliyorlar. en azından komşunun akrabası veya bir tanıdığı, daha bebe olan ana babanın anasının altın günündeki bir arkadaşı olabiliyor. haliyle.

böyle durumlarda ortak olan çevre ve tanıdıklardan dolayı "ah eskiden neydi öyle? embiye hanım ne güzel kısır yapardı, hacet teyze ne de güzel yufka açardı" gibi alıntılar yapmak şart oluyor.

embiye teyzenin daha önce yanınızda tek sefer bile adı anılmadıysa, adından kaynaklı olarak biraz şüphe uyandırabiliyor. aynı şekilde hacet teyze de aklınıza ancak "iyi bir yufka acıcı" olarak kazınıyor. yani, sülalenizin bir kısmının tanıdığı olmalarının dışında aranızda herhangi organik veya inorganik bir bağ bulunmayan insanların hepsini silsile halinde bu sohbetlerde tanıyabiliyorsunuz.

bir noktaya kadar maceraları(embiye hanım nasıl kocasını azarlamış, hacet hanım nasıl oğluna ara gazı vererek profesör yapmış, şunun çocuğu napıyor acaba, bunun kızı kimle evlendi. ah ne maceralar onlar) dinlemek filan eğlendirici olsa da sonra sıkıyor. o yüzden aniden peçetenizi düşürüp yeni peçete almak için sofradan kalkarken, kimsenin sizi mutfağa giderken görüp de bir şeyi istememesine kasarak içeri kaçıyorsunuz ve sonra internete girip sanal dostlarınızla konuşmaya başlıyorsunuz.

ah, nerde o eski dostlar

20 Temmuz 2007

okuldaki müzik

ilkokulda iğrenç şarkılar vardı. hepsi de tüm çocukları tek kefene koyup öldürtecek nitelikteydi. berbat tekerlemelerle bezeli, aptallara hitap ediyorlardı. mesela yılbaşı şarkımız vardı. "yeni yıl yeni yıl hoşgeldin sefa geldin. aklım büyüdü şu kadar, boyum uzadı bu kadar. ya (bilmemne)x2 uzadı taaa aya kadar" son kısmında ellerini havaya kaldırman ve elini işaret edebileceğin en yüksek noktaya kaldırman gerekliydi. eğer kuru kuruna desen olmazdı. her ne kadar uzun boylu olan en yukarıya kaldırcaksa da bu sürekli yapılır, en uzun kaldırana hep gofret verilirdi. tadım. bazıları sıraların üzerine çıkıp en yükseğe kaldırsalar da bu sayılmazdı.

ortaokulda iğrenç müzik kitapları vardı. iğrenç şarkılar söylemezdiniz ama bu sefer de ya marş ezberlerdiniz ya da türkü söylerdiniz. bunları sözleriyle söyleyip bi de notalarıyla söylerdiniz. ritm vardı ama melodi yoktu. arkada kimse onu çalmazdı ama siz gene de söylerdiniz. önce hoca gelirdi sınıfa, ilk gelişi olduğundan sınıftaki herkes gam yapardı veya genelde türkü filan söylerlerdi. kimse parmak kaldırmadığında hep "oo, kimsenin medeni cesareti yok mu ya" derlerdi. hiçbirisi bir çatışmanın ortasında fikirlerinden, hakimin önünde eylemlerinden dolayı bulunmamışlardı ama türkü söyleyebilenin medeni cesareti olurdu, ucuz bi gaz verme lafıydı. biraz daha ısrar edince sınıfın en çılgın kız grubunun beyni parmak kaldırır ve şarkı söylerdi. sonra derse geçilirdi.

lisede de iğrenç müzik kitapları vardı. tek farkı biraz daha işin farkına varır "ne bu lan" filan der kitaba güzel figürler çizmeye başlarsınız. müzik kitaplarınız sadece gelecekte bir gün aileniz tarafından veya arkadaşlarınız arasında bir müzik aleti geçtiğinde bilmemenizden kaynaklı olarak "lisede size müzik aletlerini göstermediler mi olm" diye anılırdı. hiçbirisinin içinde müzik aletlerini tanıtan bir katalog bile yoktu. tübitak bile müzik aletleri kartları verirken müzik kitaplarının imaj olarak size verebileceği tek şey türkülerin üzerinde bulunan tematik fotoğraflar(yeşil ağaçlar, bir ormanın ortası filan) ve marşların üzerinde bulunan atatürk resimleri ve toplu postal fotoğraflarıydı.

eğer bir özel okulda okumuyorsanız, müzik hakkında bir şeyler öğrenebilmeniz için kasmanız gerekirdi. genelde, ki geneldenin kelime anlamı istisnalar da olabilir ama genel olarak demektir, özel okullarda müzik kolları vardı ve sıkı olmasa da işlerdi bunlar, bir çok müzik aleti tanıyabilirdiniz gitar, keman veya piyanodan başka.

ama artık özel veya tüzel, herkesin bir şeyler öğrenebilmesi için kasması gerekiyor herhalde.

 


You are viewing a mobilized version of this site...
View original page here

Mobilized by Mowser Mowser